Facebook'un yeni yorum sistemi, Açık sosyallik

Facebook, internet siteleri için sundugu yorum hizmetinin yeni versiyonunu dün yayınladı.

Sundugu iki yönlü paylaşım imkanı ile siteler için yeni kapılar açan bu sistemin detaylarını TechCrunch'da okuyabilirsiniz. Artı ve eksi yönleri ise bu yazının yorumlarında detaylı olarak ele alındı bir çok kullanıcı ve sektörde bilinen isimler tarafından.

Ben de konu hakkında kısaca fikirlerimi paylaşacağım.

Bir Fenomen

Facebook günümüz internet dünyasının en büyük oyuncularından biri. Kurulduğu 2004 yılından beri hızla büyümeye devam ederek, gunümüzde 600 milyon üyesi ile bir fenomen haline geldi.

Geçtiğimiz haftalarda yapılan değerlendirmeler tahmini degerinin 80 milyar dolar civarı olduğunu belirtiyor. Türkiye'nin en buyuk bankalarından İş Bankası'nın değerinin 20 milyar dolar, Türkiye'nin 2010 bütçe gelirinin 120 milyar dolar oldugunu hesaba katarsak, bu rakam gercekten dudak uçuklatıyor.

Facebook Connect ve Comments

Facebook Connect hizmeti, bu özelliği destekleyen sitelere Facebook hesabinizla giriş yapmanızı sağlıyor. Böylece üye olduğumuz onlarca farklı sitenin üyelik formlarını doldurmak, veya her biri için kullanıcı adı ve şifremizi hatırlamak zorunda kalmadan kolayca kullanabiliyoruz.

Facebook Comments'de aynı şekilde, bloglar ve haber platformlarında herhangi bir form doldurmadan Facebook hesabımız ile kolayca yorum yapmamızı sağlıyor. Bunun yanında, asıl one çıktığı alan, bu yazdığımız yorumların Facebook profilimize de aktarılmasını, ve profilimiz üzerinden yapılan yorumların da sitede yer almasını sağlaması. Böylece, yorumlarımız üzerine sosyal çevremizden kolayca yorum alabiliyoruz ve siteler de bizim sosyal cevremiz ile direkt olarak iletişim kurmuş oluyor.

Bunun sitelere sağlayacağı bir başka değişiklik ise anonim olmanın getirdiği özgürlüğü sömürerek, yıkıcı ve sataşma odaklı yorumlar yapanların sayısı azalırken, yapıcı ve konuya katkı sağlayan yorumların artacak olması. Zira yorumların ardında büyük ölçüde kişiler kendi kimlikleri ile yer alacak.

Açık Sosyallik

İste bu durum aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık tadında.

Kisiler özgürlüklerin güvence altında yer aldığı ütopik bir dünyada yaşıyor olsaydık, her şey yolunda olacaktı. Ancak malesef ki durum bu değil.

İnternet üzerinden açık olarak paylaştığımız her kelimeye dikkat etmemiz gerekiyor. Paylaşımlarımızın eninde sonunda bir gün mutlaka karşımıza çıkacağını hesaba katarsak, bugün yazacağımız uygun olmayan bir cümlenin ileride bizi sosyal ve is hayatımızda sıkıntıya sokması çok olası bir durum. Araştırırsanız, Facebook'da paylaştığı fotograflardan, blogunda yazdığı yazıdan veya Twitter üzerinden belirttiği bir görüş yüzünden işinden atılan, boşanan, arkadaşlarını kaybeden bir çok insanın hikayesini okuyabilirsiniz. Patronunuzun kendi görüşüne aykırı bir görüşü twitter'da paylaştığınızdan dolayı sizi işten çıkarması, arkadaslarınız ile eğlendiniz bir gecenin fotograflarının Facebook'da yer alması ile profesyonel kimliğinizin zedelenmesi oldukça olası.

Ülkemizde bu durum daha da vahim. Sadece fikirlerini paylaştığından dolayı hapiste yıllarını geçiren gazeteci ve siyasetçilerin yaşadıkları bu durumun ilk akla gelen örneklerinden.

Dolayısıyla, internet üzerinde kimi zaman anonim olarak fikir ve düşüncelerimizi paylaşmak bir zorunluluk haline gelebiliyor. Facebook yorum sistemi bunu büyük ölçüde zorlastırdığından dolayı sitelere paylaşımın azalması da mümkün.

Facebook'a güvenmek?

Bu sistemler ile, Facebook internet yaşantımızın etrafında sekillendigi bir merkez halinde. Gunümüzde internet üzerinden her türlü ihtiyacımızı karsilayabildigimizi ve iletişimimizin neredeyse tamamının internet üzerinden gerçekleştiğini düşünürsek, çok önemli bir konu.

Herseyin çok hızlı gelişip değiştiği bu çağda, gelecek ile uzun vadeli tahminler yapmak pek mümkün olmasa da, şimdiye kadarki gelişimi dikkate alırsak, önemli bir değişim yaşanmadığı sürece önümüzdeki dönemde Facebook kendini internetin merkezine daha da sağlam bir şekilde yerleştirecek.

Özellikle gecen sene gündemde büyük yer kaplayan Facebook gizlilik politikalarını düşündüğümüzde, bu durum endişeye sebep oluyor. Hayatimizla ilgili bu kadar detaylı bilgiyi, gecmisi gizlilik konusunda büyük soru işaretleri ile dolu olan bir firmayla paylaşmak ne kadar güvenilir?

Tek bir yere bağımlı olmak?

Konu hakkında diğer bir akla gelen soru da, bütün iletişimi kendi kontrolümüzde olmayan tek bir noktaya bağlamanın getireceği sonuçlar.

Malum, Facebook kendisine emanet ettigimiz bilgileri bize geri vermekten pek hoşlanmıyor. Paylaştığımız yorumları, fotoğrafları, bilgileri topluca kolay bir sekilde geri almanın bir yolu yok.

Gelecekte bir gün, doğal olan veya olmayan sebeplerden ötürü Facebook yayın hayatına son verdiginde, veya herhangi bir nedenden dolayı yorumlar için artık bu sistemi kullanmak istemediğinizde sitemizde bulunan belki binlerce yorumun akıbetinin ne olacağı konusunda bir garanti yok.

Sonuç?

Evet sağlayacağı faydalar büyük, ancak yaşadığımız dünyanın gerçeklerini de hesaba katarak, ben sitemin kullanicilar ile olan iletişimini sadece Facebook ile kısıtlamayı doğru bulmuyorum.

Sağladığı kolaylıkları bir dereceye kadar Disqus gibi girişimlerin sunduğunu da göz önüne alırsak, ben yeni sistemin bu haliyle çok da basarıya ulaşacağını düşünmüyorum. İleride bahsettigim eksi yönler için alternatif çözümler geliştirirlerse, özellikle de Google, Twitter vb diger sitelerdeki hesapları kullanma ve kısmı anonim kalma imkanı, yeniden değerlendireceğim.

Bütün bu konular dikkate alındığında, sizce Facebook'un yeni yorum sisteminin gelecegi nasıl olur?

Fonların Fonu ve Türkiye yatırım geleceği üzerine

İnternet sektörü milyar dolarlık sermayeler üzerinde donüyor. Son zamanlarda bunun ikinci bir dotcom faciasına yol açacağı söylentileri dolaşsa da, her gecen gün dudak uçuklatan rakamlarla satın alma ve yatırım haberleri alıyoruz. Ve yakın gelecekte de durum böyle devam edecek gibi duruyor.

Peki, ülkemizde durum ne?

Neredeyiz?

Özellikle 2010 ülkemiz internet sektörü açısından gelecek vaad eden bir seneydi.

Yurt dısında ses getiren grou.ps, put.io gibi projeler yollarına büyüyerek devam ettiler. Markafoni 11 milyon TL'lik dev bir yatırım aldı. Özellikle melek yatırımcılar alaninda büyük küçük pek çok yatırım haberi duyduk ve duymaya devam ediyoruz.

Yapılan araştırmalarla destekelen Turkiye'nin 26 milyonluk genç internet kullanıcısı potansiyeli ise yurt dışındaki yatırımcıların ve projelerin dikkatini çekmeye devam ediyor.

Facebook'un ziyaretçi istatiklerinde Turkiye'nin 16 milyon ile 8. sırada yer alması da başka bir dikkat çeken veri.

Sadece internet sektöründe değil, bütün girişimcilere seslerini duyurmalarını ve projelerine yatırım almalarına imkan tanıyan Dragon’s Den Türkiye de parlak bir geleceğin habercilerinden. Program hakkında eleştirilerimden başka bir yazımda bahsedeceğim, ancak böyle bir projenin hayata geçmesinin bile ileride olacak büyük gelişmelere basamak olacağına inanıyorum.

Türkiye'de internet sektöründen bahsederken Burak Büyükdemir hocamın eseri etohum‘dan bahsetmeden olmaz tabii ki. Başladığı günden bu yana gelişerek büyüyen etohum projesi, sektördeki gelişmelere de ayak uydurarak vizyonunu genişletti ve su anda sadece İstanbul'da degil Türkiye'nin pek çok sehrinde toplantılar, kamplar, egitimler, projeler ile Türk internet girişimcileri için pek çok fırsat sağlayan büyük bir oluşum olarak yoluna devam ediyor. Eğer hala etohum ile tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz.

Ülkemiz girişimcilerinin ve potansiyel girişimcilerinin en çok şikayet ettikleri konu ise dev oyuncuların yer aldığı bu sektörde Türkiye'de henüz bu devler ile rekabet edecek yeterli imkanların olmaması.

Evet, henüz bir yatırımcı cenneti değiliz, veya bir silikon vadimiz yok, ama çok yol aldık. Yazımın başında bahsettigim projeler ve yatırım haberleri bunun en büyük göstergesi. Bugün parlak bir fikir ve bu fikri destekleyen bir iş planı ile ortaya çıkan cesur bir girişimcinin bir kaç sene öncesine göre çalabileceği pek çok kapı var.

Fonların Fonu

Fonların Fonu projesi ülkemizde 2011 yılında hayata geçirilmesi planlanan büyük bir yatırım projesi.

TOBB Genç Girişimciler Kurulu Ankara öğrenci meclisinin geçen hafta yapılan aylık meclis toplantısında Sedat Kılıç'ın konuşmasında haberim oldu projeden.

Detaylarını ben de bilmiyorum zira internette de pek bir bilgi yok konu ile ilgili. 2008 yılında KOSGEB başkan yardımcısı Dr. Mustafa Hilmi Çolakoğlu tarafından yapılan bir sunuma'a ulaşabildim sadece. Projenin son halini temsil ettiğinden emin değilim ancak ana hatlarını açıklıyor.

Projenin temeli çeşitli yatırım kuruluşlarının bir çatı altında toplanarak, bireysel yatırımcıları da bünyesine katarak oluşturacakları ortak fon ile girisimcilere yatırım olanakları sağlamak. Oluşturulacak fonun 300 milyon Euro olacağını belirten Sedat Kılıç, projenin yakın bir zamanda TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Ali Sabancı tarafından Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan'a sunulacağını söyledi.

Amerika'dan duydugumuz milyar dolarlık rakamlara ulaşmasa da, bu Türkiye için gercekten çok güzel bir başlangıç olacak eger proje planlandığı gibi hayata geçerse.

Tek korkum bu projenin hayata geçtikten sonra bürokrasinin çarklarına takılacak misyonunu yerine getirememesi. Malum, bugün KOSGEB'den destek almak, deveye hendek atlatmaktan daha zor. Ancak projenin arkasındaki isimleri de göz önüne alırsak, bunun devlet bürokrasisinden çok is dunyasının dinamik yapısı ile hareket edecigini umut ediyorum.

Bu projenin varlığı bile bu alanda çok yol alındığının bir göstergesi. İnanıyorum ki 2011 girişimciler için altın bir sene olacak.

Türkçe/İngilizce ikilemi

İnternet sektöründe çalışan biri olarak, bu aralar çok sık düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istiyorum.

Önce dil konusuna genel olarak bakalım.

Dil, bir milletin en değerli varlıklarından, kültürünün en temel parçalarından biridir. Milletler tarihi incelendiğinde, kullandığı dilden uzaklaşan milletlerin, zamanla benliklerini kaybettikleri ve asimile oldukları pek çok örnekte görülebilir.

Kökeni yüzyıllar öncesine dayanan, tarihin pek çok evresinde bilim ve sanatın ana dili olan Türkçemizi seviyorum. Sahip olduğu tarihsel birikim, sunduğu çeşitlilik ile anlatmak istediklerinizi çok çeşitli yollarla etkili bir sekilde anlatma imkanı sunan yapısı ile Türkce gercekten de mükemmel bir dil.

Günümüz gercekleri

Neye inanırsak inanalım, ne istersek isteyelim, hayatın gerçeklerini gözardı edemiyoruz.

Günümüzde, teknolojinin ortak dili İngilizce. Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, 536 milyon internet kullanıcısı dil olarak İngilizce'yi kullanıyor. Türk internet kullanıcı sayısı ise IAB raporuna göre 28 milyon. Bir de internet sektörünün kalbinin Amerika'da attığını göz önüne alırsak, internet sektörü için İngilizce'nin temel iletişim dili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dolayısıyla, internet sektöründeki gelişmeleri güncel olarak takip edebilmek, sektörün onde gelen kullanıcıları ile iletişim kurabilmek için İngilizce kullanmak tercihten ziyade zorunluluk.

E peki Türkçe?

Sadece internet sektörünü değil, genel olarak teknolojiyi ele alırsak, bu konuda ülkemizde yaşanan en büyük sorunların başında Türkçe döküman eksikliği geliyor. Hangi başlığı ele alırsanız alın, konu hakkındaki Türkçe dökümanlar en iyi ihtimalle 1-2 sene geriden takip ediyor güncel gelişmeleri. Keşifler, güncelleştirilen teknolojiler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, tek çareniz İngilizce.

Yukarıda bahsettiğim gerçeklerin doğal bir sonucu bu durum. Bu alanlarda kendini yetiştiren yurdum insanı, dünya genelindeki ekosisteme dahil olmak için mecburi olarak İngilizce kullanıyor. Öğrendiklerini, gözlemlerini, geliştirdiklerini İngilizce olarak paylaşıyor ki hedef kitlesine hitap edebilsin. Ülkemizde geliştirilen internet projelerinde bile, eğer hedefler global ise ilk olarak İngilizce kullanılıyor, Türkçe dil desteği duruma göre arkadan geliyor. E malum, projenin ayakta durabilmesi için hedef kitlesine odaklı olarak calışması gerekiyor.

Hadi çık işin içinden

İşte benim ikilemim de bu noktada ortaya çıkıyor. Bir yandan dilime sahip çıkmak, değerlerimi korumak ve kendi milletime kendi dilimde hitap edebilmek için, içinde bulunduğum internet sektörü ile ilgili gözlemlerimi, yorumlarımı, çalışmalarımı Türkçe olarak paylaşmak istiyorum. Diğer yandan da, sektörün çoğunluğuna, büyük oyuncularına hitap edebilmek, kendime ve çalışmalarıma dikkat çekebilmek için de İngilizce kullanmam gerekiyor. Her iki dilde paylaşmak ise başlı başına büyük bir sorun, zaten günde 24 saatin yetmediği bir dünyada pek mümkün olmuyor.

Sizce ne yapmalı? Bu duruma mantıklı bir çözüm bulan varsa, ben de denemek isterim.

Kontrolsüz güç?

Uzun süredir şirkette iş akışını düzenlemeye uğraşıyorum.

Yapılan iş hacminin gün geçtikçe artması, ek iş yükünü beraberinde getiriyor haliyle. Planlanmadığında ise ister istemez işler aksıyor, zamanında kolayca halledilebilecek sorunlar büyüyerek çözülmesi bir sorun yumağı haline geliyor.

Pirelli'nin çok beğendiğim reklamı geliyor aklıma, "Kontrolsüz güç, güç değildir."

Büyüme ve gelişme planlı olmadıkça, kazandırdığından daha çok kaybettirebilir.

Bu yolun sonu nereye çıkıyor?

ODTÜ İşletme'de 5. senem. Çeşitli sebeplerden 3 sene düzenli olarak devam edemedim, dolayısıyla muhtemelen 2 sene daha devam edeceğim.

Bu süreçte bir çok farklı gözlemim oldu, üniversite hayatı ve öğrenciler üzerine.

3-4 farklı dönemle birlikte ders aldım ve almaya devam ediyorum. Yani tahmini olarak 1000'in üzerinde yeni üniversiteyi kazanmış öğrenciyi tanıma fırsatım oldu.

Bu 1000 kişinin tahmini %90'ı, neden işletme bölümünü seçtiği hakkında bir fikre sahip değil. Bir çoğu buraya puanı yettiği için gelmiş. Diğerleri de çevresinin yönlendirmesiyle. "Buradan mezun olunca ne yapacaksın? Hedefin ne?" sorusuna tatminkar bir cevabı olan neredeyse yok. Üniversite bitirilir, meslek edinilir ve iş hayatına başlanır mantığıyla okuyorlar(?).

İlk 2 sene böyle geçiyor. 3. ve 4. sene bizim bölümümüzde seçmeli derslerden oluşur. Hangi alanda uzmanlaşmak istiyorsanız, o alana yönelik seçmeli derslere yönelirsiniz. Bu yukarıda bahsettiğim kesimin duvara tosladıkları yer burası oluyor işte. Muhasebe, finans, organizasyon, pazarlama, yönetim, girişimcilik gibi pek çok ayrı alan arasında seçim yapmak pek de kolay değil, ve yapılan bu seçim hayatınızın geri kalanı için çok önemli. Bu noktada uyanabilenler kalan iki senede toparlama şansına sahip. Ancak " şu derste devam zorunluluğu yokmuş, bu dersten kolay not alınıyormuş " mantığıyla ders seçenlerin, ileride " binlerce üniversite mezunu işsiz " haberlerine konu olması oldukça muhtemel.

Belirli bir hedef ve bilinçle gelen %10 kesim ise, eğer üniversite hayatının eğlence tarafının çekiciliğine kendilerini kaptırmayıp hedefleri doğrultusunda ilerlediklerinde, inanıyorum ki iyi yerlere geleceklerdir.

Saygıdeğer bir hocamın şu sözünü severim : " Üniversitenin size kazandırdığı %40 dersler, %60 ise burada kazandığınız vizyon ve bilinçtir."

Kimisi poker, batak uzmanı olarak mezun olurken, kimisi büyük çoğunluğun hayallerini süsleyen yöneticilik pozisyonlarına doğru adım adım ilerliyorlar. Ne yaptığını, ne yapacağını, ne yapmak istediğini bilmek önemli tabi.

Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım?

Tahminimce bu sorular birçok insanın hayatın birçok evresinde kendine sık sık sorduğu sorulardır. Yapılabilecek onca şeyin yanında, hayat o kadar kısa geliyor ki. Bu sıralar bu sorular ve verebileceğim/vermek istediğim cevapları üzerine çok kafa yormaktayım.

Erhan Erdoğan'ın Friendfeed'deki bu yazısı durumu çok iyi özetliyor. "Yeni dünyanın bilgi kirliliği içindeki genç profesyonellere ve yeni mezunlara verilebilecek en güzel öğüt "Find your niche now" olacaktır! Harika bir çıkış noktası."

Çok uzun değil, bundan 5-10 sene öncesine kadar, bu kadarda büyük bir sorun değildi bu. Zira bir kişinin yapabilecekleri, çevresi ve imkanları dikkate alındığında nispeten sınırlıydı günümüze göre. Bugün ise, herhangi bir meslek veya hobi hakkında internet üzerinden istediğinizden çok daha fazla bilgiye ulaşabiliyor, kitap vb. kaynakların desteği ile kendinizi konu hakkında bir şeyler yapmaya yetecek seviyeye kadar getirebiliyorsunuz. Gerisini getirmek ise edindiğiniz tecrübe ve konu üzerine kendinizi geliştirme isteğiniz ile geliyor. Belki kuantum fiziği veya genetik mühendisliği konusunda bu çok da geçerli olmayacaktır, ancak genel düşündüğümüzde, ticaretten sanayiye, elektronikten ziraate kadar yüzlerce sektörde durum bu.

Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insanın rakibiniz olduğunu göz önüne alırsak, başarıya ulaşmak, büyük başarılara ulaşmak için uzmanlaşmak gerekiyor. Gelişen dünya ile insanların bilgi açlığı da bir o derece arttı. Japonya gibi teknoloji devi, Çin gibi sınırsız insan gücü kaynağı, ve buna benzer pek çok örnek, başarıya ulaşmadaki zorlukları kestirebilmemiz için yeterli.

Peki,  ne yapmalı? Sahip olduğumuz sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli?

Kendimden örnek vereyim. İşletme bölümünde okuyorum ve bu alan üzerine geleceğimi ve planlarımı şekillendiriyorum. Bunun yanında, tasarım ve programlama üzerine çocukluğumdan beri gelen, karşı koyamadığım bir dürtü var. Öyle bir dürtü ki, okulu uzatmamdaki başlıca nedenlerden biri. Bass gitar ve müzik aşığıyım, 2-3 gün gitar çalmadığımda parmaklarım yerinde duramıyor. Ve daha sayabileceğim fotoğrafçılık, yazarlık vb. onlarca hobi ve yapılabilecek iş, zamanım yetse onlar üzerine de çalışırdım muhtemelen.

Son zamanlarda kendimi bölümüm ve kariyerim üzerine odaklamaya karar verdim. Ki etkili de oldu, 5. senemde dönem birincisi olarak devam ediyorum yoluma (: Yaklaşık 1-2 aydır tasarım ve programlamadan mümkün olduğu kadar uzak tuttum kendimi. Hatta kendimi dizginlemek için bilgisayarı açmadığım günlerim bile oldu. Bugün ise bir baktım ki tarayıcım ve başlat menüm aşağıda gördüğünüz şekilde, kendimi Amazon'dan Pyhton kitabı siparişi verirken buldum. Dedim ya, karşı koyamıyorum bu dürtüye (:

Media_httphakanderyal_ghgbf

Bu noktada, kafamın karışmasının başlıca nedeni ilgili olduğum bir alanda en iyilerden biri olma isteği. Aksi takdirde yaptığım işten zevk alamıyorum. Eğer uğraştığım alanda ilerleyebilecek çalışmalar yapmıyorsam/yapamıyorsam anlamsız geliyor.

Ve yine başa dönüyorum. Kimim? Neyim? Ne yaparım? Neyi iyi yaparım? Kariyer hedeflerimi gerçekleştirirken, temel olarak uğraşmak istediğim alanlar olan müzik, tasarım ve programlama üzerinde de başarılı olabilir miyim? Başarılı bir profesyonel işletmeci iken, aynı zamanda tarzım üzerine albüm çıkartıp kendini dinletebilen bir müzisyen, yaptığı işler ile takdir toplayıp, sektöre yön verebilen, katkı sağlayabilen bir tasarımcı ve programcı olabilir miyim? Örneğin bütün zamanını programlama üzerine kendini geliştirmeye uğraşan onca kişi varken, ben zamanımı üçe bölmeme rağmen onlarla aynı seviyeye gelebilir miyim?

Yuh ama değil mi? (:  Bence de.

Şimdilerde hedefim, kariyer hedeflerime ulaşmak için çalışırken, zamanını en etkin şekilde kullanıp ilgilendiğim diğer alanlarda da ilerleyip ilerleyemiyeceğimi görmek. Bakalım, hangi alanda ne derecede başarılı olabileceğim?

Uykudan nefret edenlerden misiniz?

Kendimi bildim bileli uykudan nefret ederim. Benim gözümde en büyük hırsız, en değerli varlığım olan zamanımı çalıyor her gün. Ben onu hayatımdan çıkartmaya çalıştıkça o daha çok çalmaya çabalıyor. Eğer birden fazla temel uğraşınız varsa, gerçekten can sıkıcı olabiliyor bu durum. Okul, iş, müzik, sosyal yaşam arasında parçalara bölünüyorum hep.

Uykuya karşı olan hislerimle alakalı mı bilmiyorum ama, uyku düzenimi oturtmakta hep zorluk çektim. Normal şartlar altında, akşam uykusu gelince uyur, sabah da uygun bir vakitte kalkar, ortalama 6-8 saat arası uyuyarak. Ben de durum biraz farklı. Diyelim ki gece 1 uykum geldi, yattım. Sabah 8'de kalktım, etti 7 saat uyku. Ertesi gün yine gece 1 olur, ama bende uykudan eser yok. 3-4 gibi uykum gelir, uyurum. Öğlen kalkarım, bütün programım alt üst olur. Bu duruma bir açıklama bulamadım ve uyku ile bilinçsizce savaşmaya devam ettim. Ta ki bugün Friendfeed'de Ahmet Alp Balkan'ın bu paylaşımını sayesinde Dustin Curtis'in ilgili yazısını okuyana kadar.

Yazıdan yola çıkarak yaptığım araştırmalar sonucunda, tıbbi olarak tanımlanmış "Non-24-hour sleep-wake" sendromuna yaşadığımı öğrendim. Kısaca uyku düzensizliği sendromu denilebilir sanırım. Vücudun biyolojik saatinin 24 saatten daha farklı günlük döngüye sahip olması sonucu ortaya çıkıyormuş. Hesaplarıma göre benim vücudumun günlük döngüsü 27 saat. 27 saat içinde 6 saat uykuya ihtiyaç duyuyorum.

Yaşama düzenimi ve planlarımı olağanüstü derecede etkileyen bu durumun çözümlerini araştırdım. Tıbbi olarak çeşitli terapiler varmış bu durumu değiştirmek için, ancak bulduğum çözüm sanırım hayatımda şu ana kadar yaptığım en büyük keşif (

Olay gün boyunca 15-30 dakikalık kısa uyku molalarının günlük uyku ihtiyacını karşılayacağı prensibi üzerine kurulu. Teknik detaya girmeyeceğim, gerekli bilgiler ingilizce olarak bir çok kaynakta mevcut. Dünya çapında pek çok kişi tarafından denenmiş ve bloglarda deneyimler paylaşılmış. Benim en faydalı bulduğum iki tanesi Puredoxyk (Everyman ve Uberman uyku düzenlerinin isim babası(annesi?) )ve Steve Pavlina'nın blogları.

Popüler iki yöntem var. Everyman ve Uberman uyku düzeni. Uberman uyku düzeninde 4 saat aralıklarla 15-30 dakikalık uykular var sadece. Everyman'de ise 1,5 - 3 saatlik uzun bir uyku, ve gün içinde 3-4 defa 15-30 dakikalık kısa uykular. Detayları ingilizce olarak verdiğim bağlantılarda bulabilirsiniz.

Çok istesem de, okul ve iş programım Uberman yöntemine izin vermiyor maalesef. Dolayısıyla Everyman yönetimi denemeye an itibariyle başladım. Gece 1,5 saatlik uyku, gün içinde 4 defa 15-30 dakikalık kısa uyku yöntemini deneyeceğim. Detayları her gün paylaşmayı planlıyorum.

Umuyorum ki senelerdir süren derdime çare olur da, kurtulurum şu hırsızdan (:

Spam mı? Eylem mi?

Sürekli olarak takip ettiğim Friendfeed'de günün en popüler konusu Myspace ve Last.FM'in sansürlenmesi, ve Sansüresansür hareketinin yaptığı eylem(spam?)di. Sansürle ilgili haberden bir önceki yazımda bahsettim zaten, şimdi bahsedeceğim konu bir yerinden benim de yer aldığım Sansüresansür hareketinin yaptığı olay. Öğlen saatlerinde, Sansüresansür hareketinden Fırat Yıldız ve Ebru Baranseli, ilgili blogda yazdıkları sansür haberi ile ilgili bağlantıyı alakalı-alakasız yüzlerce iletinin altına yorum olarak yazdılar. Onlara göre eylem, bana göre spam olan bu olayı inceleyelim. İnternetten spam kelimesini taradığımda bulduğum kavramları yazayım ilk olarak. Seslisözlük: İnternette birçok kullanıcıya gönderilen uygun olmayan ya da istenmeyen mesajlar. Spam.org.tr: Internet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesaji alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte gönderilmesi Spam olarak adlandırılır. Bu kavramlar eşliğinde, Sansüresansür hareketinin yaptığı olay, düz mantık ile bakıldığında spam oluyor. Kendileri ise, bu olayın spam değil eylem olduğunu, amacın insanların dikkatini çekmek ve haberi olmayan kişileri haberdar etmek olduklarını söylüyor. Bu eylemi yaptıkları yer Friendfeed. Türk kullanıcı sayısı konusunda net bir bilgim yok, 29 Ocak'da Arda Kutsal'ın FFholic.com'dan elde ettiği verilere göre bu rakam 3.000( en az bir Türkçe iletiye sahip kullanıcı sayısı). Şu an ki rakam hakkında bunun üzerinden tam bir çıkarımda bulunamıyorum, ancak milyonlar olmadığı kesin. Friendfeed'in yapısı gereği, beğendiğiniz (like) veya yorum yaptığınız her ileti, sizi takip eden kullanıcıların ekranına geliyor. Sansüresansür hareketinin ilgili iletisini beğenenlerin sayısı an itibariyle 61 olmuş. 141 tane de yorum yapılmış. Yani bu ileti, bu hareketi takip eden insanlar dışında (129 kişi) bu iletiyi beğenen 61 kişinin arkadaşlarının ekranına da gitmiş durumda. Bu beğenen kişiler arasında Burak Bayburtlu (1748 takipçi), Ebru Baranseli (1125 takipçi) Ömer Enis (1211 takipçi) Erdal Kaplanseren (931 takipçi) gibi, 1000 ve üzeri takipçi sayısına sahip kişiler de var. Yani, bu iletinin Friendfeed kullanıcılarının büyük çoğunluğuna bu sayede ulaştığını varsayabiliriz. Ki, konu üzerine gün boyunca onlarca kişi ileti yazdı,  ilgili haberleri beğendi, yorum yaptı.Webrazzi gibi sektörde takip edilen pek çok blogda yazılar yayınlandı. Yani gün içinde Friendfeed'e girmiş olan bir kişinin konudan haberi olmamasının imkanı yok. Peki, zaten insanların ilgisini çekmiş, hakkında gün içinde onlarca yazılıp çizilmiş bir konu hakkında, internet kültüründe spam olarak geçen ve insanlarda olumsuz bir etki bırakan bir eylem yolu tercih ediliyor ? Dünya çapında milyonlarca insanın destek verdiği Greenpeace hareketi bile bu tür bir davranışta bulunsa tepki çeker, kabul edilmez. Yakın tarihte Uygur Türklerine yapılan soykırımda, insanlar ulusal ve uluslararası olarak tepki vermiş, gün içinde Friendfeed gibi ortamlarda yüzlerce ileti yazılmış, yorum yapılmıştı. Spama gerek olmadan, insanlar girdikleri iletilerle, yaptıkları yorum ve beğenilerle insanların olaydan haberi olmasını sağlamıştı. Hatta bir çok kullanıcı profil fotoğrafını değiştirmiş, konu ile ilgili görseller ( bayrak vb. ) koymuştu. Yani, spam yapılmadan, sosyal medyanın temeli olan karşılıklı iletişim ve paylaşım sayesinde, o ortamın bütün kullanıcıları olayı duymuştu. Spam olarak tarif edilen bir eylem planı yerine, şunlar yapılsaydı? - Popüler, konu ile ilgili kullanıcılara e-posta veya özel mesaj ile ulaşıp, konudan bahsetmeleri istenseydi? - Harekete destek verenlerden konu ile ilgili iletiler girmeleri, konuyu gündemde tutmaları istenseydi? - Profil fotoğrafı olarak koyulabilecek görseller hazırlansaydı ve ilgili kişilerden bunları kullanmaları istenseydi? ( Özellikle bu yöntemle, eski yeni bütün iletilerde bu profil fotoğrafı gözükeceğinden dolayı spam yapmadan binlerce yerde konuya dikkat çekilebilir ) - Friendfeed yanında diğer yoğun olarak kullanılan sosyal ağlarda ( Facebook, twitter vb ) ve insanların kullandığı diğer yerel platformlarda ( forumlar, bloglar, haber siteleri vb ) paylaşmaları istenseydi? Bunların birçoğunun veya hepsinin yapıldığını varsayıyorum. Sırf bu maddeler ile, spam yapmadan sosyal medyanın doğal işleyişiyle interneti kullanan büyük bir çoğunluğa ulaşılabilir. Böylece insanlar şikayet etmez, olumsuz tepkiler alınmaz, karşılıklı sözlü kavgalar yerine insanlar enerjilerini ve zamanlarını bu olaya karşı uygulanacak eylemler gibi daha faydalı konulara yoğunlaştırabilirdi. Değinmek istediğim bir diğer konu, Sansüresansür hareketini destekleyen insanların verdiği tepkiler. Kendilerine bu yaptıklarının spam olduğunu, daha faydalı yollar kullanabileceklerini söyleyen geri bildirimlere " beğenmiyorsanız engelleyin, kurtulun " şeklinde yaptıkları geri dönüş insana " bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu " dedirtiyor. Söylediklerini açarsak, " bizim hareketlerimizi beğenmiyorsanız, bizi sansürleyin ". Sansüre karşı bir hareketin başını çeken insanlarin, kendileri ile aynı amacı taşıyan kişilere sansürleme yönünde tavsiyede bulunması, bunun devamı olarak bu kişileri sansür yandaşı olarak nitelemeleri, gerçekten ilginç. Evet, sansüre karşıyım, insanların özgürlüklerinin bu şekilde yanlış alanlarda kısıtlanmasına karşıyım, ve bu konuda elimden geleni yapıyorum ve yapacağım. Bununla birlikte, spama da karşıyım, ve bu konuda da elimden geldiğince mücadele edeceğim. Ülkemizde internet konusunda çağı yakalayıp ilerisine geçtiğimiz, yaratıcı, katma değer sağlayan çalışmalar ile anılacağımız günler için el ele...

Sosyal medya: Paylaştığın kadar varsın!

Bir önceki yazımda sosyal medyanın kısaca tanımını yapmıştım. Şimdi sosyal medyada var olmak ile ilgili gözlemlerimi paylaşacağım. İnternetin doğası gereği aynı anda milyonlarca kişi karşılıklı iletişim kurabiliyor. Ve üzerinde konuşulan konular anlık olarak değişebiliyor. Böyle bir ortamda, bu değişken topluluğun ilgisini çekebilmek, başlı başına bir iş. Tabi, bu durumun avantajlı yanlarını da göz önüne almak lazım. Gerçek hayatta binlerce kişiye aynı anda hitap edebilmek her yiğidin harcı değil. Ünlüler bile gündemde kalıp dikkat çekebilmek için atılmadık takla bırakmıyorlar. Peki sosyal medyada işler nasıl yürüyor ? Zaten ünlü olan insanlar, internet üzerinden çeşitli araclar ile bu topluluğa dahil olduklarında, hiç çaba göstermeseler dahi kısa süre içinde sosyal medyada da popüler oluyorlar. ( Bu popülerliğin ne kadar gerçekçi ve kalıcı olduğunu başka bir yazıda inceleyeceğim. ) Peki herhangi bir insanı ele alırsak, nasıl sosyal medyada var olabilir ? Gerçek hayatta sosyal konumumuzu belirleyen pek çok etken var, iş durumumuz, aile durumumuz, mali durumumuz vb. Örneğin mali olarak sorun yaşıyorsanız, bu sosyal yaşantınızı kısıtlayabilir. İnternetin sanal dünyasında ise işler biraz daha farklı yürüyor. Sosyal medyada insanlar sizi paylaştıklarınız ile tanıyor.  Tek ihtiyacınız olan bir fotoğraf, kendinizi tanıtan birkaç cümle ve paylaştıklarınız. ( İlk ikisi olmasa da olur, ancak olsa daha iyi olur.) İlgi alanınızın ne olduğu fark etmez, zira mutlaka sizinle benzer konulardan hoşlanan insanlar olacaktır. İster fanatiği olduğunuz futbol takımı olsun konu, ister yapmayı en çok sevdiğiniz yemek. En son programladığınız proje veya son okuduğunuz kitap da olabilir. Hangi alan ile ilgilenmek istiyorsanız, hangi konuda fikir alışverişinde bulunmak, yorumunuzu iletmek istiyorsanız, konu ile ilgili insanların olduğu yerleri keşfedin, ve paylaşın! Birkaç örnek :
Media_httphakanderyal_jfjei
Robert Scoble. Sosyal medyada bilişim ile ilgili olanlar muhtemelen bu isme aşinadır. Kendisi bir sosyal medya ünlüsü. Friendfeed'de 49.000 takipçisi var. Teknoloji konusunda paylaşımlarda bulunuyor. Eski Microsoft çalışanı olarak edindiği çevreyi iyi kullandı, teknoloji konusunda ilginç ve farklı konular paylaştı, ve şu anki popülerliğine kavuştu. Öyle ki, şu anda duştaki fotoğrafını paylaştığında bile, 87 yorum alabiliyor konu ile ilgili. Ben paylaşsam, alacağım en iyimser tepki insanların bunu gözardı etmesi olacaktır sanırım (:
Media_httphakanderyal_andab
Erhan Erdoğan. Kendi tanımıyla "teknoloji evangelisti". Lise yıllarında başlayan internet macerası, bugün kendisini sektörde güzel bir noktaya getirdi. sevenload'un türkiye operasyonlarından sorumlu, webrazzi'de analist ve yazar, Hayal Ofisi'nin kurucusu. İnternet sektörü hakkında incelemelerini paylaşıyor, yorumda bulunuyor. Friendfeed'de 3.000 takipçisi var. ( Türkiye şartlarında yüksek bir rakam.) Sektör ile ilgili yaptığı başarılı paylaşımlar onu sektör içinde popüler yaptı.
Media_httphakanderyal_hdsiq
Özgür Alaz. Pazarlama trendleri uzmanı. Pazarlama konusunda Türkiye ve yurtdışında önemli bir yere sahip. Fikirleri, gözlemleri, analizleri dikkate alınıyor. Pazarlama alanında pek çok ödüle sahip. Friendfeed'de 2100 takipçisi var. Öğrencilik yıllarından beri pazarlama konusunda yaptığı çalışmalar, trend analizleri ona bu günkü konumunu kazandırdı.
Media_httphakanderyal_eaihr
Sunipeyk. Harika siteler sitesi olarak tanımladığı blogunda, başta site tanıtımları/incelemeleri olmak üzere pek çok farklı alanda yazıyor. Aktif bir friendfeed kullanıcısı, 1500 takipçisi var. Friendfeed'deki #yay akımının öncüsü (: . Hayatın pek çok farklı alanı üzerine yaptığı özgün paylaşımlar, onu sosyal medyada aktif bir konuma taşıdı. Kendisinin ismini cismini bilen pek az, resim olarak gravatar kullanıyor, ismini paylaşmaz ulu orta. Ama paylaşımları, onu takip edilen biri yapıyor. Sonuç olarak, işin özünde paylaşmak var. Kim olduğunuz, ne yaptığınız, işiniz, gücünüz pek de önemli değil, burada paylaştığınız kadar varsınız!

Sosyal medya: Nedir?

İlk yazı dizimin konusu sosyla medya. Bildiğim, kullandığım, gördüğüm kadarıyla sosyal medya her yönüyle detaylı olarak inceleyeceğim. "We don't read pages, we scan them" (sayfaları okumayız, tararız) felsefesi eşliğinde, uzun uzadıya incelemler yerine, çeşitli bölümler hakkında kısa incelemeler yazmayı planlıyorum. Sosyal medya, yurdum insanının internet dünyasında yakın zamanda tanıştığı facebook sonrası 2.  büyük fenomen(!). Zamanında mynet ve IRC "chat" odaları ile başlayan kültürel gelişimin son evresi. Sosyal bir varlık olarak, sosyal çevremizi genişletmek için sürekli bir çaba içindeyiz. Günümüzde bunun için en elverişli ortam ise haliyle milyonlarca kullanıcısıyla internet. Diğer bir deyişle, sosyal medya. Nedir bu sosyal medya ?
Media_httphakanderyal_bpcnq
İnsanların karşılıklı paylaşımlar, diyalogları sosyal medyayı oluşturur. ( Konu hakkında bir çok tanım için buradan. )  Yani yeni sihirli bir olay değil, insanların internet sayesinde dünyanın her yerinden milyonlarca insan ile gerçek zamanlı olarak iletişim kurması sonucu ortaya çıkmış bir olgu. Gün geçtikçe pek çok insan çeşitli araçlar sayesinde sosyal medyaya dahil oluyor. Kimisi kısa süre içinde ortamın aktif bir üyesi olurken, büyük bir kesim bu büyük topluluk içinde kayboluyor. Sosyal medyada var olabilmek için, ilk önce ne olduğunu ayrıntılı olarak anlamamız gerekiyor. Sosyal medyada aktif isimlerden Michael Fruchterçok güzel bir tanımlama getiriyor bu kavrama. Sosyal medyayı 5 C ile tanımlıyor.  Conversation ( sohbet, iletişim ), community ( topluluk ), commenting ( yorumlamak ), collaboration ( uyum, işbirliği ) ve contribution ( katkı ). İncelersek;
Media_httphakanderyal_nblcz
Sohbet, iletişim : Sosyal medyanın temelinde karşılıklı iletişim vardır. Ortak ilgi alanlarına sahip olduğunuz kişiler ile, farklı alanlarda yapacağınız paylaşımlar, sosyal medyadaki varlığınızdır. Yorumlamak : Sosyal medya paylaşımlarının temel öğelerinden biri yorumlamaktır. Diğer insanların/firmaların/grupların paylaşımlarına yorumlarınız ile yapacağınız katkı hem sosyal medyanın, hem de sizin sosyal çevrenizin gelişmesinde önemli bir noktadır. Topluluk : Aynı gerçek hayattaki gibi, yukarıdaki iki maddenin sonucu olarak belirli alanlar üzerinde oluşan topluluklar, sosyal medyanın sosyal kısmını oluşturur. Uyum, işbirliği : Sosyal yaşamın da temelinde olan işbirliği kavramı, sosyal medyanın gelişimini sağlayan önemli bir araçtır. Sosyal medyanın sosyal toplulukları, kişiler arası uyum ve işbirliği sonucu oluşur. Katkı : Sosyal medyada varolmanın gerektirdiği temel öğe. Hayatın hiçbir alanında vermeden alamayız. Aynı şekilde sosyal medyada sağladığımız katkı oranında yer alırız, karşılık buluruz. Sizce nedir sosyal medya ?